İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2021 Pazar

Mucize ve Keramet Nedir?

Mucize ve Keramet Nedir?
Mûcize: Peygamberlerin, peygamber olduklarını ispat etmek için Allah’ın yardımı ile gösterdikleri olağanüstü olaylardır. Mûcizeler, Peygamberliğin birer belgesidir. Peygamberlik dâvasına uygun olarak meydana gelir. Diğer insanlar, böyle olağanüstü olayları yapamaz, mûcize gösteremez, çünkü buna güçleri yetmez.

Mûcize göstermek peygamberlere mahsustur. Allah’ın izni ve kudreti ile meydana gelir.

Bütün peygamberler, peygamber olduklarının birer ilahî belgesi olarak mûcize göstermişler, kendilerine inanmayanları âciz bırakarak susturmuşlardır.

Kerâmet: Allah’ın yardımı ile veli kulları tarafından meydana getirilen olağanüstü olaylardır. Böyle olağanüstü olaylar, Allah’ın veli kulları için birer keramet, tâbi oldukları peygamber için birer mûcize sayılır.

6 Adımda Ramazan’a Kolayca Hazırlanmak

6 Adımda Ramazan’a Kolayca Hazırlanmak
Ramazan’a hazırlık için neler yapabiliriz?

1. Adım: Kur’an okumakla başlayabiliriz!

Kalpleri temizlemenin en iyi yolu, Allah’ın Kitabını okumaktır. Her gün Kur’an’dan en az bir sayfa okumayı alışkanlık edinin. Eğer okuyamıyorsanız dinleyin ve bir yandan takip edin. Şimdi her gün ne kadar çok okursanız, Ramazan’da tamamını bir hatta birkaç defa bitirmek (hatmetmek) o kadar kolay olur.

Ebu Umame -radıyallahu anh- rivayet ediyor: “Hz. Peygamber’i -sallallahu aleyhi ve sellem- işittim, diyordu ki: ‘Kur’an-ı Kerim’i okuyun. Zira Kur’an, kendini okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir.’” (Müslim)

Hz. Aişe’den -radıyallahu anha- rivayetle Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Kur’an’da mahir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan), Sefere denilen kerim ve muti meleklerle beraber olacaktır. Kur’an’ı kekeleyerek zorlukla okuyana iki sevap vardır.” (Buhari ve Müslim)

2. Adım: Kur'an ayetleri üzerine düşünmek

Kur’an okumak, mükafatı büyük, çok faziletli bir iş; fakat okuduğumuzun manasını anlamadan sadece yüzüne okumak yeterli değil. Her gün yaklaşık yarım saatimizi meal-tefsir okuyarak, anlayamadığımız ayetlerin üzerinde durmaya ayıralım.

Allah teala Kur’an’da şöyle buyuruyor:

Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?”  (Muhammed 47: 24)

Kur’an üzerine tefekkür etmenin ve ayetlerin manalarını anlamanın, Ramazan’da teravih namazında imamın arkasında saf tutmuşken bize çok faydası olacak; huşunun (sükunet ve boyun eğişin) tatlı hissini yaşayacağız inşaAllah!

3. Adım: Pazartesi-perşembeleri oruç tutmak

Ramazan’a ramak kalmasını beklemeyin; pazartesi-perşembe günlerini veya en azından her ayın 13, 14, 15. gününü oruçlu geçirmeye şimdiden başlayın. Oruç tutmak sabrımızı, takvamızı, fakirlere merhamet duygularımızı artırmaya da yardımcı olacaktır.

Hz. Aişe -radıyallahu anha- rivayet ediyor ki, “Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem- pazartesi ve perşembe günlerinde oruç(la sevap) arardı.” (Tirmizi)

4. Adım: Gece namazı

Gece namazı kılmıyordu isek, Vitr’in yanında en az iki rekat daha kılarak başlayabiliriz.

Amr bin Abese rivayet eder ki, Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- Rabb’in kuluna en yakın olduğu vakit, gecenin son kısmının ortasıdır. Eğer o saatte Allah’ı zikredenlerden olmaya gücün yeterse ol.” buyurdu. » [Tirmizi ve Nisai]

Bilindiği gibi, selef-i salihîn gece namazına çok düşkündüler. Bir rivayette, Muhammed bin Munkadir şöyle demiştir: “Dünya lezzetlerinden üç lezzet kalmıştır. Bunlar; teheccüd namazı, dostlar ile buluşmak ve cemaat ile namaz kılmaktır.»

İbrahim ibn Şammas ise, “Genç bir delikanlı iken Ahmed bin Hanbel’in gece namaz kılmak için uyumadığını görürdüm.” demiştir.

5. Adım: Merhamet gösterip affetmek

Kardeşlerim, bu dünya gerçekten birilerine kin besleyip bağları koparmaya değer mi? Allah’ın bize karşı merhametli ve affedici olmasını istemez miyiz? Haydi, bize karşı hata etmiş kimseleri affederek bir değişim gerçekleştirelim. Allah’ın, Kur’an’da bahsedilen salih kullarının özelliklerini düşünelim:

“-Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
– O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.

– Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.

– İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir! »

(Ali-İmran 3: 133-136)

6. Adım: Allah’ı daha çok zikredip mağfiret dilemek

Allah Teala’yı her gün zikretmek, ahirete hazırlanmaya kendimizi daha iyi vermemize ve bu dünyanın geçici kuruntu ve zevküsefasının bizi alıkoymamasına yardımcı olacaktır.

Allah Teala buyuruyor:

“Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzab 33: 41)

“…Allah’ı çok anın ki başarıya erişesiniz.” (Enfal 8: 45)

Rasulullah’ın -sallallahu aleyhi ve sellem- sünnetine uyalım ki Muslim’de yer alan bir hadise göre o, günde yüz defa Allah’a istiğfar ediyordu.

 

Özet olarak;

Mübarek Ramazan ayından en verimli şekilde faydalanmak için hazırlanmaya önceden başlamak çok önemlidir. Ramazan’dan aylar önce hazırlık yapan selef-i salihîn’in uygulaması da bu şekildeydi. Bu Ramazan’ı tüm ibadetlerimizin sene boyu devam ettiği özel bir Ramazan haline getirelim inşaAllah!

 

اللهم بلغنا رمضان

Allah’ım, bizi mübarek Ramazan’a eriştir!

4 Eylül 2021 Cumartesi

İstihare Nedir? İstihareye Nasıl Yatılır?

İstihare Nedir? İstihareye Nasıl Yatılır?
İstihare nedir? İstihareye neden yatılır? İstihareye nasıl yatılır? İstihare hakkında merak edilenler.

İstihâre, yapılması düşünülen bir işin hayırlı olması halinde, onu kolaylaştırması için Allah Teâlâ’dan yardım dilemektir.

Bazan bir işi yapmak, bazan da yapmamak hayırlı olur. İnsan o işin iyi mi, yoksa kötü mü olduğunu kestiremediği zaman, Cenâb-ı Hakk’ın yardımını niyaz eder. Onun kendisine yol göstermesini, dini, dünyası ve âhireti için hayırlı olanı bildirmesini, onu yapmayı kolaylaştırmasını ve gönlünü o işe yatırmasını diler. Şayet o işi yapmak dini, dünyası ve âhireti için hayırlı değilse, o işi kendisinden uzaklaştırmasını ve gönlünü o işten soğutmasını Mevlâ’sından ister.

İSTİHAREYE NEDEN YATILIR?

İnsanlar, başlarına gelecek olayları bilemeyeceğine göre, yüce dinimiz bu konuda yapılabilecek yegâne işin Allah’ın yardımını ve yol göstericiliğini istemek olduğunu belirtmiş, böylece insanların imanlarını sarsılmaktan, şahsiyetlerini de zedelenmekten korumuştur. İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz küçük, büyük, önemli, önemsiz her işi yaparken, onların iyi mi, yoksa kötü mü olduğunu kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği yegâne güce, yani Allah Teâlâ’ya istihâre yaparak başvurulmasını tavsiye etmiş, ashâbına da Kur’an’dan bir sûreyi öğretircesine istihâre duasını öğretmiştir.

İSTİHAREYE NASIL YATILIR?

İnsanın üstesinden gelemediği karışık ve çapraşık işler, tereddüde düştüğü haller, yapacağı iş konusunda kimin sözüne veya görüşüne değer vereceğini bilemediği durumlar karşısında, meseleyi Allah’a havâle etmesi, onun yol göstericiliğine başvurması ve kendisine bir çıkış yolu göstermesini dilemesi gönlünü ferahlatır, içini rahatlatır. İyi, faydalı ve meşrû olduğu bilinen işler için istihâre yapılmaz. İstihâreden beklenen sonucu alabilmek için güçlü ve samimi bir imana sahip olmak gerekir. Allah’a gönülden bağlı kimseler, istihâre edilen işin müsbet olması halinde gönüllerinde bir huzur, sevinç, neşe ve rahatlık duyarlar. Böyle bir hâl duyulmadığı zaman, istihare üç defa -bir rivayete göre yedi defa- tekrar edilebilir. Buna rağmen gönülde iyi duygular uyanmazsa, o işten vazgeçilmesi uygun olur. Allah katında değerli olduğu sanılan insanlara başvurularak, onlardan kendileri için istihâre etmesi istenebilir.

İstihâre, yapılması düşünülen işle ilgili olarak duygu, düşünce ve meyiller henüz niyet ve karar safhasına gelmeden önce yapılmalıdır.

Günün veya gecenin, namaz kılınması mekruh olan üç vakti dışında, abdest alıp iki rek’at namaz kılınacaktır. Bazı İslâm büyükleri, namazın birinci rek’atında, Fâtiha’dan sonra “Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn” sûresinin, ikinci rek’atında yine Fâtiha’dan sonra “Kul hüvallâhü ahad” sûresinin okunmasını uygun görmüşlerdir. Bununla beraber herkes istediği sûreyi okuyabilir. Namazdan sonra hadîs-i şerîfte geçen istihâre duası okunur ve hangi iş için dua edildiği belirtilir. İstihâre yapılan işin söylenmeyerek gönülden geçirilmesi de yeterli olabilir.

Nitekim Hz. Peygamber: “şimdi veya daha sonrası için kötü olduğunu biliyorsan”) onu benden, beni ondan uzaklaştır. Hayır nerede ise onu bana nasip et, sonra da gönlümü bu sonuca râzı kıl!” der ve isteyeceği şeyi söylerdi. (Buhârî, Teheccüd 28, Daavât 48, Tevhîd 10. Ayrıca bk. Tirmizî, Vitr 18; İbni Mâce, İkâme 188.)

Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları

3 Eylül 2021 Cuma

İslam’da Anne Babaya Bakma Yükümlülüğü

İslam’da Anne Babaya Bakma Yükümlülüğü
Toplum içinde anne-baba ile birlikte oturan çocuklar onların masraflarını karşılar, ayrı oturanlar bundan sorumlu olmaz, anlayışı var. Bütün erkek ve kız çocukları yoksul düşen anne-babasına birlikte bakmak zorunda mıdır?

Anne-baba yoksul düşer veya yaşlanıp çalışamaz durumda olursa, ilgi ve bakım yükümlülüğü çocuklara aittir.

ANNE-BABANIN GEÇİM MASRAFLARI KİME AİTTİR?

Kur’ân’da şöyle buyurulur: “Rabbin ancak kendisine ibadet etmenizi, bir de ana babaya iyilikte bulunmanızı emretti.[1] “Bana ve ana babana şükret.”[2] “Eğer ana baban, seni hakkında bir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Bununla birlikte, bu dünyada onlarla iyi geçin.”[3]

Ashâb-ı kiramdan birisi, izinsiz olarak oğluna ait bir maldan almıştı. Oğlunun şikâyeti üzerine Allâh’ın elçisi şöyle buyurmuştur: “Sen ve malın babana aitsiniz.”[4] Ancak ana babanın çocuklarının malı üzerindeki bu hakkı, yoksul ve muhtaç duruma düşmeleriyle sınırlandırılmıştır. Çünkü miras âyetleri inince,[5] ana babanın, ölen çocuklarının malları üzerindeki hakları belirlenmiş ve buna bir sınır getirilmiştir. Buna göre ana babanın, çocuklarından nafaka isteyebilmesi için yoksul olmaları gerekir. Aksi durumda geçim masrafları kendi mal ve gelirlerinden karşılanır. Yine nafaka yükümlüsü olacak çocuk ve torunun da bunu vermeye gücünün yetmesi gerekir. Güç yetme ya zengin olmakla veya çalışıp kazanma gücüne sahip olmakla gerçekleşir.

Diğer yandan ana babanın yanında oturan oğlu onların mal varlığından yararlanıyorsa, aile harcamalarını onun yapması gerekir. Onlardan ayrı olan çocuğunun sorumluluğu söz konusu olmaz. Kız çocukları evlenip gidince, ana babaya bakmak zorunluluğu bulunmaz. Yalnız yatalak olan ana babaya evlerine giderek bakmaları gerekirse kocalarının buna izin vermesi gerekir. Aksi halde izinsiz gidip kalmaları durumunda kocanın nafaka yükümlülüğü kalkar. Kadının malî durumu iyi olursa, ihtiyaçlı olan ana-babasına ve yine darda bulunan kendi eş ve çocuklarına iyi bilinen örfe (ma’rûf) göre yardımcı olması, onun ahlâkının güzelliğindendir.

Ana baba sağlıklı olup, çalışmaya gücü yetse bile, yoksul durumda olunca çocuk ve torunlarından geçim desteği alabilir. Bu duruma göre ana baba ve eş dışındaki hısımlar zengin olur veya çalışmaya gücü yeterse kendilerine nafaka yardımı yapmak gerekmez.

Bir erkek yoksul da olsa, ana babasına ve eşine bakmakla yükümlüdür. Bunun dışındaki hısımların geçim masraflarını karşılaması, zengin olması veya çalışıp kazanma gücüne sahip bulunması durumunda gerekli olur.

Câbir’in (r.a.) naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Sizden biriniz yoksul düşerse, önce kendi ihtiyaçlarını karşılasın. Bundan artarsa aile fertlerinin ihtiyaçlarına sarfetsin, yine artarsa diğer hısımlarına harcasın.”[6]

Mâlikîlerde tercih edilen görüşe göre ise, ana baba çalışmaya gücü yetince çocuklarından nafaka isteyemez. Yoksul olan çocuk da, çalışıp kazanma gücüne sahip olsa bile, ana babasına nafaka vermesi gerekmez.[7]

Dipnotlar:

[1]. İsrâ,17/23. [2]. Lokman, 31/14. [3]. Lokman, 31/15. [4]. Serahsî, Mebsût, V, 322; Kâsânî, Bedâyi’, IV, 30. [5]. bk. Nisâ, 4/12. [6]. Ebû Dâvûd, Itâk, 9; Nesâî, Büyû’, 84; A. İbn Hanbel, III, 205. [7]. bk. Kâsânî, Bedâyi’, IV, 36; İbnü’l-Hümâm, age, III, 347; İbn Âbidîn, age, II, 923; İbn Kudâme, Muğnî, VII, 595.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

31 Ağustos 2021 Salı

Anne-Babaya Dua Etmenin Önemi

Anne-Babaya Dua Etmenin Önemi
İslam’da kul hakları içinde en önemli olanı anne-baba hakkıdır. Allah ve Resûlü’ne itaatten sonra anne-babaya itaat gelir. Onların duasını almak kadar onlara dua etmek de önemlidir.

Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz anne-babaya duaya dua etmenin faziletine dair şöyle buyurur:

“Kul, ana ve babasına duâyı unuttuğu zaman rızkı kesilir, yani bereketi gider.” (Ali el-Müttakî, no: 45556)

23 Ağustos 2021 Pazartesi

3 Kişinin Duası Reddedilmez

3 Kişinin Duası Reddedilmez
Üç kişinin duası geri çevrilmez. Allah’ın dualarını kabul ettiği üç kişi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ashâb-ı Kirâm’a üç kimsenin duâsının geri çevrilmeyeceğini bildirmiştir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“Üç kişi vardır ki Allah onların duâlarını reddetmez:

  1. İftar edinceye kadar oruçlunun duâsı,
  2. Mazlumun duâsı,
  3. Adaletli devlet reisinin duâsı.” (Tirmizî, Deavât, 48; İbn Mâce, Duâ, 11)

1 Ağustos 2021 Pazar

İslam'da Hayvan Hakları

İslam'da Hayvan Hakları
Peygamber Efendimiz gönderilmeden önce, zayıf insanlara ve kadınlara bile değer verilmiyordu. Böyle bir toplumda hayvanların hiç dikkate alınmayacağı âşikârdır. Zavallı hayvanlar hem insanlara hizmet ediyor hem de bin bir çile ve ıztırap içinde yaşıyorlardı. Rasûlullah gelince onlar da zulümden kurtulup rahata erdiler.

Cahiliye döneminde hayvanlara fütursuzca bir zulüm yapılıyordu.

Ebû Vâkıd -radıyallahu anh- şöyle anlatıyor:

“Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Medîne’ye geldiği zaman, Medîneliler, diri olan devenin hörgücünü kesiyor, koyunların da butlarından koparıp yiyorlardı. Bu durumu gören Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

«–Hayvan diri iken ondan kesilen bir şey meyte (leş) hükmündedir, yenilmez.» buyurdular.” (Tirmizî, Sayd, 12/1480)

Böylece o hayvanları bu acı işkenceden kurtarmış oldular.

Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- canlı bir hayvanı bağlayıp karşıdan atış yaparak işkence etmeyi ve onları hedef tahtası yapmayı şiddetle yasakladılar. (Buhârî, Zebâih, 25)

HAYVANLARIN KEYFÎ ŞEKİLDE ÖLDÜRÜLMESİ YASAKLANDI

Aynı şekilde, hayvanların faydasız ve sebepsiz yere, keyfî bir şekilde öldürülmesini de yasakladılar. Bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurdular:

“Kim bir serçeyi boş yere, sırf eğlence olsun diye öldürürse, kıyâmet günü o serçe feryâd ederek Allâh’a şöyle seslenir:

«–Ey Rabb’im! Falan kişi beni gereksiz yere öldürdü, herhangi bir fayda için öldürmedi».” (Nesâî, Dahâyâ, 42)

İSLÂM, HAYVANLARA MERHAMETLE MUALEME ETMEYİ EMREDİYOR

İslâm, hayvanlara merhametle muâmele etmeyi, onlara eziyet verici davranışlardan kaçınmayı emreder.

Bir zât:

“−Yâ Rasûlâllah, ben koyun keserken ona acıyor, merhamet ediyorum.” demişti. Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- iki defa:

“−Koyun bile olsa bir canlıya merhamet edersen Allah da sana merhamet eder.” buyurdular. (Ahmed, III, 436; Hâkim, IV, 257)

Yine Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Bir kuşu (gıdâ ihtiyâcı sebebiyle) keserken bile olsa, kim merhamet ederse, Allah da ona kıyâmet günü merhamet eder.” (Taberânî, Kebîr, VIII, 234/7915; Beyhakî, Şuab, VII, 482)

PEYGAMBERİMİZİN DEVEYE KARŞI ŞEFKATİ

Bir gün Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- Ensâr’dan bir kimsenin bahçesine uğramış, orada bir deve görmüştü. Deve, Peygamber Efendimiz’i görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-, devenin yanına gitti, kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve sâkinleşti. Bunun üzerine Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Bu deve kimindir?” diye sordu. Medîneli bir delikanlı yaklaştı ve:

“–Bu deve benimdir ey Allâh’ın Rasûlü!” dedi. Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“–Sana lûtfettiği şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? O senin, kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2549)

HAYVANLARA NASIL DAVRANMALIYIZ?

Sevâde bin Rebî -radıyallahu anh- şu muhteşem incelik ve merhamet misâlini nakleder:

“Peygamber Efendimiz’in huzûr-i âlîlerine çıkıp bir şeyler istedim. Bana birkaç tane (3 ile 10 arasında) deve verilmesini söyledi. Sonra da şu tavsiyede bulundu:

«–Evine döndüğün zaman hâne halkına söyle, hayvanlara iyi baksınlar, yemlerini güzelce versinler! Yine onlara tırnaklarını kesmelerini emret ki hayvanları sağarken memelerini incitip yaralamasınlar!» (Ahmed, III, 484; Heysemî, V, 168, 259, VIII, 196)

Yine Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- koyun sağan bir şahsa rastlamışlardı. Ona:

“–Ey filân! Hayvanı sağdığında yavrusu için de süt bırak!” buyurdular. (Heysemî, VIII, 196)

ALLAH, HAYVANLARA İYİ DAVRANMAMIZI EMREDİYOR

Sahâbeden Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anh- bir gün develerine çok fazla yük vuran insanlara rastlamıştı. Deve, yükün ağırlığından ayağa kalkamıyordu. Ebu’d-Derdâ -radıyallahu anh- hemen devenin üzerindeki fazlalıkları atıp hayvanı ayağa kaldırdıktan sonra sahiplerine şöyle dedi:

“–Eğer Allah Teâlâ, hayvanlara yaptığınız eziyetleri affederse, size büyük bir mağfirette bulunmuş olur. Ben Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şöyle buyurduğunu işittim:

«Allah Teâlâ bu dilsiz hayvanlara iyi davranmanızı emrediyor! Verimli bir arâziden geçiyorsanız hayvanların biraz otlamasına müsâade edin! Kurak bir yerden geçiyorsanız oradan çabuk geçin, bu tür yerlerde fazla oyalanarak hayvanlara sıkıntı ve zarar vermeyin!»” (İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-Âliye, IX, 346/1978)

HAYVANLARA KARŞI GÖSTERİLEN NEZAKET VE İNCELİKLER

Efendimiz’in bu tâlimatları neticesinde, İslâm’dan önce insanların bile göremediği nezâket ve inceliği, müslümanlar hayvanlara gösteriyorlardı. Bir defasında Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Mekke’ye gitmek üzere ihramlı olarak Medîne’den çıkmıştı. Üsâye mevkiine geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Burada, gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan gördü. Âlemlerin Efendisi, ashâbından bir şahsa, herkes geçinceye kadar ceylanın yanında bekleyip kimseye hayvanı tedirgin ve rahatsız ettirmemesini emretti. (Muvatta’, Hacc, 79; Nesâî, Hacc, 78)

Yine Peygamberimiz ve ashâbı, fethetmek üzere Mekke’ye doğru ilerlerken, hayvanlara muâmele husûsunda muhteşem bir tablo daha sergilendi. Bu tavır, Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzının da bir ifâdesiydi. Âlemlerin Efendisi, on bin kişilik muhteşem ordusuyla Arc mevkiinden hareket edip Talûb’a doğru giderken, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek gördü. Hemen ashâbından Cuayl bin Sürâka’yı yanına çağırarak onu bu kelp ve yavrularının başına nöbetçi dikti. Anne kelbin ve yavrularının İslâm ordusu tarafından ürkütülmemesi husûsunda tembihte bulundu. (Vâkıdî, II, 804)

SÜLEYMAN ALEYHİSSELAM İLE KARINCA

Öyle anlaşılıyor ki, Cenâb-ı Hak, ufak bir karıncanın bile rahatsız edilmesini istemiyor. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Süleyman -aleyhisselâm-’ın muhteşem ordusunun, farkına varmadan karıncaları eziverme korkusuyla son derece hassas davrandığına işâret edilir. (Bkz. en-Neml, 18)

Bu hassâsiyetin güzel bir misâlini de Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri vermiştir. Bir defasında o, Mekke’den gelirken Hemedan’a uğramıştı. Oradan çörek otu satın aldı. Memleketi Bistâm’a vardığında, aldığı çörek otunun içinde birkaç karınca gördü.

“–Bu karıncaları vatan-cüdâ etmişim!” diyerek kalktı ve onları tekrar Hemedan’a götürüp aldığı yere bıraktı. (Feridüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, I, 176)

OSMANLI'DA HAYVANLAR İÇİN KURULAN VAKIFLAR

Müslümanlar, hayvanlar için bile vakıflar tesis etmişlerdir. Böylece aç hayvanları doyurmuş, hastaları tedâvî ettirmiş, göç edemeyen kuşları barındırmışlardır. Bu şefkatin bir tezahürüdür ki, Osmanlı Devleti’ne seyahate gelen yabancılar, hâtıratlarında müslüman mahallelerde bulunan kedi ve köpeklerin insanların etrafında döndüğünü, diğer mahallelerde ise insan görünce hızla kaçtığını anlatırlar.

İSLÂM HAYVANLAR İÇİN DE HUKUK GETİRMİŞTİR

Hâsılı İslâm, hayvanlar için de bir hukuk getirmiştir. Câhiliye devrinde insanlar, hayvanların da bir hakkı olduğunu ve onlara iyi davranmak gerektiğini unutmuşlardı. Hele hayvanlara merhamet edince sevap kazanacaklarını hiç tahmin edemiyorlardı. Bir gün Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Vaktiyle bir kişi yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu, içine indi, su içti ve dışarı çıktı. Bir de ne görsün; bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. O kişi kendi kendine:

«–Bu köpek de tıpkı benim gibi pek susamış!» diye içinde bir vicdan muhâsebesi yaptı. Hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu, onu ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Onun bu hareketinden Allah Teâlâ râzı oldu ve günahlarını affetti.”

Sahâbîler hayretle:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mıdır?” diye sordular.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Her canlı sebebiyle sevap vardır.” buyurdular. (Buhârî, Şürb, 9; Müslim, Selâm, 153)

Kaynak: Hak Din İslâm, Erkam Yayınları

24 Temmuz 2021 Cumartesi

Maşallah Ne Demek?

Maşallah Ne Demek?
Maşallah ne demek? Maşallah neden deriz? Maşallah anlamı, duası ve fazileti...

Arapça’da mâ edatı ile “dilemek, istemek” anlamındaki şey (meşîet) kökünden türeyen şâe fiili ve lafza-i celâlden meydana gelen mâşallah (mâ şâa’llāh) “Allah dileyince her şey olur” mânasına gelir. Bu tabir ilâhî iradenin her yerde geçerli olduğunu ifade eden, “Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz” anlamındaki hadise de (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 101) işaret etmektedir.

MAŞALLAH DEMENİN FAZİLETİ

Mâşallah ifadesi Kur’ân-ı Kerîm’in dört âyetinde yer alır ve bunların üçünde istisna edatı olan “illâ” ile kullanılarak “Allah’ın dilediği hariç” mânasına gelir. (el-A‘râf 7/188; Yûnus 10/49; el-A‘lâ 87/7) Kehf sûresindeki âyette ise (18/39) biri mümin, diğeri münkir iki kişi arasında geçen konuşmada müminin diğerine, “Bahçene girdiğin zaman, ‘Mâşallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah’a aittir’ deseydin!” şeklinde tavsiyede bulunduğu ifade edilir. Bu âyetteki mâşallahın, bahçedeki bütün güzelliklerin Allah’ın iradesiyle meydana geldiğini belirtmeye ve lutfettiği nimetlere karşılık O’na hamdetmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. (krş. Mâtürîdî, vr. 441b)

MAŞALLAH DUASI

Çeşitli hadis rivayetlerinde mâşallah ifadesinin kullanıldığı görülmektedir.

Hz. Peygamber’in, hoşa giden bir şeyin görülmesi halinde “mâ şâallah lâ kuvvete illâ billâh” (Allah’ın dilediği olur, bütün güç ve kudret O’na aittir) denilmesini (Beyhakī, Şuʿabü’l-îmân, IV, 90), ayrıca sabah kalkıldığında veya akşam yatmadan önce “mâ şâallahu kân ve mâ lem yeşe’ lem yekün” (Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz) şeklinde dua edilmesini tavsiye ettiği nakledilmektedir. (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 101)

Güzellikleriyle dikkat çeken ve çok beğenilen şeylerin nazardan korunması amacıyla, “Ne güzel, Allah kötü bakışlardan saklasın” anlamında mâşallah demek Müslümanlar arasında yaygın bir gelenek haline gelmiştir. Yine nazara karşı küçük çocuklara, güzel binalara vb. yerlere üzerinde mâşallah ibaresi yazılı nazarlıkların takılması da bir âdettir.